Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Bumerang Bale Gösterisi
Atatürk ve Mavi Vatan Konferansı
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

MERHABA!..

Toplumsal kurallar Olumlu bilimler diye tanımlanan Fizik, Kimya, Matematik vb. belli kurallara göre hareket ederler ve bu nedenle bu bilim dallarının konusuna giren alanlarda belirli nedenler belirli sonuçlara yol açarlar.
03.05.2016 / 08:39

Buralarda kesin ve bugün için değişmez kurallardan söz etmek mümkündür. Toplumsal konularda ise genellikle böylesi kesin kurallar söz konusu değildir. İnsan unsuru söz konusu olduğunda nesnellikten söz etmek daha zordur. Ancak, toplumların da bir matematik kesinlik içinde olmasa da belirli kurallara ya da toplumsal yasalara bağlı oldukları kabul edilir.


Ülkemiz ve çevresindeki gelişmeleri bu anlamda ele alarak yukarıdaki önermenin geçerliliğini sınayalım. Türkiye; bir yandan bölücü terör örgütü PKK ile mücadele ediyor, öte yandan da o terör örgütünün iplerini elinde bulunduran   ABD ile NATO ortaklığı dolayısıyla dostluk ilişkisi yürütüyor. Böyle çelişkili bir durum sözkonusu. Peki bu sürdürülebilir bir durum mu? Elbette değil. Eninde sonunda bu çelişki ortadan kalkacak ve tercihimiz bizi bir sonuca doğru götürecek.   


 


Tayyip Erdoğanın çıkmazı


Artık kabul edilen bir gerçek, siyasi kararların AKP Hükümeti değil Tayyip Erdoğan tarafından alınmakta olması. Yani, AKP var, hükümet var, başbakanı ve bakanları var, ancak hepsinin üstünde, farklı bir cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan var. Elbette bu durum AKP ve Hükümet içinde rahatsızlıklara neden oluyor, ancak sonuç değişmiyor ve Tayyip Erdoğan liderliği bırakmıyor. Bu nedenden ötürü Tayyip Erdoğanın çıkmazından söz ettik.


Bugün ülkemizin karşı karşıya olduğu en önemli sorun PKKdan kaynaklanan bölücü terör ve IŞİDden kaynaklanan yobaz terörüdür. Bu ikisi sırayla şehirlerimizde bombalar patlatmakta, masum yurttaşlarımızın canına kıymaktadır. İki farklı terör örgütünün saldırıları aynı hedefte birleşmektedir: Türkiyenin bağımsızlığı ve bütünlüğü. Bu nedenle teröre karşı mücadelede bu ikisinden birini diğerine göre daha az zararlı kabul etmek sözkonusu olamaz. Her ikisi de ülkemizin ve insanlarımızın düşmanıdır.


2015 yılı Temmuzundan itibaren özellikle bölücü terör örgütü PKKya karşı kararlılıkla yürütülen mücadele, yıllarca analar ağlamasın aldatmacası ile uygulanan açılım sürecinin ülkemizi ne kadar tehlikeli bir duruma düşürdüğünü anlamamızı sağladı. MİT yöneticileri şehirlerin silah deposu haline getirildiğini biliyorlardı, ancak açılım uğruna göz yumuluyordu. Barış sürecinin PKKnın savaşa hazırlandığı bir süreç olduğu şimdi çok açık bir biçimde görülüyor. Açılımcıların ellerinde şehitlerimizin kanı vardır. Ancak, bugün bölücü teröre karşı askerimizin ve polisimizin canı pahasına verdiği mücadele, koşulsuz olarak desteklenmelidir. Bu mücadeleyi önemsizleştirmek, araya soru işaretleri sokmak, ülkemizin çıkarlarını savunanların yapacağı işlerden değildir. PKKya karşı yürütülen mücadelenin en çok kimi rahatsız ettiğine bakınca neyin doğru neyin yanlış olduğu daha iyi anlaşılıyor. ABD ve AB bu durumdan çok rahatsız ve bir an önce tarafların silahtan vazgeçip müzakerelere başlamasını kuvvetle tavsiye ediyorlar. Yani PKK ile Türkiye Cumhuriyeti birer taraf, hatta eşit birer taraf. Bunu söyleyenler de bizim dostlarımız ve müttefiklerimiz. Bunlar dost olunca Suriye, İran ve Irak gibi komşularımız da düşmanımız oluyor ister istemez.


İşte Tayyip Erdoğanın çelişkisi burada; hem PKK ile mücadele edip hem de ABD güdümünde bir çizgide yürünemez. Çünkü, PKK zaten ABDnin kara gücü. Yani PKK ile YPG/PYDnin farklı örgütler olduğu saçmalığını bir kenara bırakırsak. Hem, Ey Amerika diye göstermelik çıkışlar yapacaksınız, hem de Suriyeye düşmanlık edeceksiniz. Hem Kürt Koridoruna karşı çıkacak ve engellemek için uğraşacak hem de Obamanın kapısında randevu için kıvranacaksınız. Bunlar bir arada sürdürülmesi mümkün olmayan politikalar. Sonunda birisi terkedilecektir. Bugün için görünen Tayyip Erdoğanın PKK ile mücadele ettiğidir. Ancak, bu mücadelenin başarılı olması için Amerikancılıktan vazgeçmek zorundadır.


 


 Bölünme Anayasası mümkün mü?


Tayyip Erdoğanın içine başkanlık sıkıştırılmış bir bölünme anayasasını hayata geçirip geçiremeyeceği karşımızda bir soru olarak duruyor. Aslında bu, Tayyip Erdoğanın bir başka çelişkisi. Hem bölücü terör örgütü ile mücadele edeceksin, hem de en çok bölücü terör örgütünün işine yarayacak bölünme anayasasını milletimize kabul ettireceksin. Bu da bir başka yol ayrımı demek ve sonunda yollardan birisi tercih edilecek. Bölünmenin yasal zeminini hazırlayacaksın ve o zemini en çok isteyen ile mücadele ediyor olacaksın. Hem yobaz terör örgütü IŞİD ile mücadele edeceksin hem de tarikatları anayasal kurumlar haline getirecek olan bir düzen getirmeye çalışacaksın.


Anayasaya eşit vatandaşlık ya da T.C vatandaşlığı gibi masum görünüşlü kavramların sokulması, bölünmenin yasal zeminini hazırlamaktır ve PKKnın silahla yapamadığı ve asla yapamayacağı işin yani bölünmenin devlet eliyle gerçekleştirilmesidir.


Peki, bu mümkün mü? Yanıtımız, hayır çünki, bunu da ABDnin ülkemize karşı bir saldırısı olarak kabul edersek, ki öyledir, bu da Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk vb. davalar gibi püskürtülecektir. Üstelik o zaman bu tertipler henüz birbirlerine düşmemiş olan, daha doğrusu FETÖye dönüşmemiş olan Cemaat ile AKP ortalığının eserleriydi. Bugün ise ABDye rağmen temizlenmeye çalışılan Fetullah Gülen Cemaatinin işbirliğinden yoksun olan AKPnin HDP ile birlikte başarabileceği bir proje değildir. İşin hukuki boyutu bir yana, mesele güç meselesidir. Hukuk da aslında bir güç meselesidir. Dolayısıyla, üç yıl önceki gücü olmayan AKPnin, Tayyip Erdoğan çok istese de bu işi kotaracak gücü olmadığı bir gerçektir.


Öte yandan, AKP ve HDP dışındaki bütün siyasi partilerin ve kitle örgütlerinin kendi güçlerini birleştirmeleri gerekmektedir. Bu aynı zamanda halkın gücü anlamına gelecektir ve bölünme anayasasını engelleyebilecek olan tek güç budur. AKPnin yeni ambalajı ile yutturmaya çalıştığı anayasa bir tuzaktır ve bu tuzağı milletimize anlatmak her aydının, her vatanseverin görevidir. Atatürkçü Düşünce Derneği de bu konuda önemli bir sınav verecek ve bu mücadeleye kitlesini katabildiği ölçüde kuruluş amacına uygun davranmış olacaktır.


 


Türkiyenin geleceği


Bir bakış açısına göre, içinde bulunduğumuz durum çok kötü ve ülkemizin geleceği çok karanlık. Tayyip Erdoğan 7 Haziranda kaybettiği oyları 1 Kasımda geri kazandı ve şimdi istediğini yapabilecek güçte. Büyük şehirlerimizde ve Başkentimizin göbeğinde bombalar patlıyor, yüzlerce yurttaşımız katlediliyor. Güneydoğu bölgemizden sürekli şehit haberleri gelmekte ve canımız yanmakta.


Bir bakış açısına göre ise, durum farklı. Evet, AKP daha doğrusu Tayyip Erdoğan, 1 Kasım seçimini kazandı, ancak aslında neyi kazandığı biraz belirsiz. Fetullah Gülen ile ABDnin zoruyla kurduğu ortaklık bozuldu. Bu ABD ile de arasının bozulduğu anlamına gelir ve işaretleri de ortada. AKP içinde çatlaklar oluşmasına da yol açtı ve bu durumun da işaretleri ortada. Tüm bunlar güç kazanmanın değil, kaybetmenin işaretleridir ve önlemek için Tayyip Erdoğanın yapabileceği çok da fazla bir şey yok. Aslında var da Tayyip Erdoğan onları nasıl yapar?


Yazının başında toplumların da bağlı olduğu yasalardan söz etmiştik. Belki de bunlara yaşamın yasaları demek daha doğru olur. Başka bir deyişle yaşamın sizi kabullenmek zorunda bıraktığı gerçekler vardır. Örneğin, Rus uçağının düşürülmesi sonrası Türkiye-Rusya savaşır mı? durumundan, bugün utangaç da olsa adımların atıldığı bir ortama geldik. İlişkilerin en gergin olduğu günlerde bile bu iki ülkenin savaşmayacağı gibi bir gerçek ortadaydı. İşte, bir toplumsal gerçeklik: Tayyip Erdoğan ve Putin birbirleri hakkında ne düşünürlerse düşünsünler, niyetleri ne olursa olsun, hatta ABD ne kadar isterse istesin, Türkiye ile Rusya savaşmaz. Bu niyetlerden, isteklerden bağımsız bir durumdur ve iki ülkenin çıkarlarına aykırıdır. Sonunda kaçınılmaz olarak uçağın düşürülmesinden önceki noktaya gelinecektir. Bu da tahmin değil, zorunlulukları görmektir.


Benzer şekilde Suriye, İran, Irak ve Mısır ile de ilişkiler düzelmek zorundadır ve düzelecektir. Tayyip Erdoğanın Müslüman Kardeşler muhabbeti, mezhepçi yaklaşımlar nedeniyle ve elbette emperyalist talimatlar doğrultusunda bozulan ilişkiler, kişilerin iradesinden bağımsız olarak düzelecektir. İşaretleri de görülmektedir.


 


Neler olabilir, neler olamaz?


Tarih bize, Birinci Dünya Savaşının Avusturya-Macaristan veliahdı Arşidük Ferdinandın bir Sırp suikastçi tarafından öldürülmesi yüzünden çıkmadığını ya da İkinci Dünya Savaşının Hitlerin sapkınlığının sonucu olmadığını öğretti. Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşına girmesinin Yavuz ve Midilli zırhlılarının Rus limanlarını bombardımana tutması nedeniyle olmadığını öğrettiği gibi. Büyük toplumsal olaylar kişilerin istekleri ya da tercihleri doğrultusunda gelişmezler.


Bunu esas alarak, ülkemizde ve çevremizde nelerin olabileceğini ve nelerin olamayacağını söylemek mümkün. Yukarıda da söyledik, Türkiye ile Rusya arasında savaş çıkmaz. Bu iki büyük devletin çıkarları savaşmalarını değil, işbirliğini gerektiriyor. Türkiye bugüne kadar çıkarlarına aykırı olarak Suriye, İran ve Irakın iç işlerine karıştı ve bu ülkelerin egemenlik haklarına aykırı bir tutum içinde oldu. Bu durum kaçınılmaz olarak değişecektir ve değişmeye başladığı görülmektedir. Tayyip Erdoğanın başkanlık hayali bir hayal olarak kalacaktır. Tıpkı içinde Türk Milleti olmayan bir anayasanın mümkün olmaması gibi.
Etiketler:
Bu 1296
Yazarın Diğer Yazıları
ADD Karşıyaka Şubesi 13. Olağan Genel Kurulu yapıldı
Atatürkçü Düşünce Derneği Karşıyaka Şubesi 13. Olağan Genel Kurulu başarıyla gerçekleştirildi. Genel Kurul sonucuna göre Yönetim, Denetleme ve Disiplin Kurulları ile Genel Merkez Delegeliği'ne seçilen üyelerimizin listesi ve aldıkları oylar aşağıdadır. Yeni görevlere seçilen üyelerimize çalışmalarında başarılar dileriz.

YAZARLAR


Sayac Yeri