Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Bumerang Bale Gösterisi
Atatürk ve Mavi Vatan Konferansı
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

CUMHURİYETİN İLK YILLARINA KADAR TÜRK-ARAP İLİŞKİLERİ

Türklerin Araplarla ilk karşılaşması Talas Savaşı’yla olmuştur. İslamiyet’e geçiş Karahanlılarla meydana gelir. Ancak Araplarla ilişkilerin yoğunlaşması Selçuklular dönemine tekabül ed
03.05.2016 / 08:37

Selçuklular döneminde Avrupanın düzenlediği Haçlı Seferlerinde Türklerin üstlendiği İslam dünyasının kalkanı rolü Osmanlı döneminde de devam etmiştir.


Araplar Müslüman olmaları sebebiyle Osmanlı devletinde Türklerle aynı haklara sahiptiler. İdareci sınıfa dahildiler; asker olabiliyor, devlet memurluğunda en üst makamlara kadar ulaşabiliyorlardı. Buna karşın Türkler ise Arapların düşmanlarına karşı bir nevi bekçilik görevi yapıyordu. Osmanlı devletinin sonuna kadar da karşılıklı ilişkide Araplar yönetilen, Müslüman Türkler ise yöneten olmuştur. Araplar Osmanlı devletinde kavmi nevip, kavmi necip (soylu, temiz kavim) olarak nitelendirilecek kadar da mümtaz bir yere sahip olmuşlardır. 


Araplar ve Osmanlı arasındaki dayanışmanın yerini ayrılıkçı akımların almasını inceleyecek olursak; önce Suriye ve Lübnanda başlayan Arap milliyetçiliği ve Arap ayrılıkçı hareketlerinden başlamalıyız. Bu bölgede açılan yabancı okulları ve bu okullarda yetişen Arap gençleri, Avrupa ile yakın temasta bulunarak, kendi akımlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Arap fikir uyanışını harekete geçiren unsurlar ise öncelikle Hıristiyan Araplar olmuştur. Özellikle Suriye ve Lübnanda gelişmiştir. Lübnanın Arap milliyetçiliğinin çıkış noktası olmasının çeşitli sebepleri olmakla birlikte, Fransız İhtilali kitaplarının Arapçaya çevrilmesi ve bu bölgede oturan Hıristiyan Avrupalı tüccarların Hıristiyan Araplar üzerindeki etkileri en önemli etkendir.


1856 Islahat Fermanının ilanıyla azınlık ve gayrimüslimlere tanınan okul açma yetkisi en büyük etkisini Lübnanda göstermiştir. 1860a vardığımızda yani yaklaşık 4 yıl sonra Lübnanda açılan yabancı kökenli okul sayısı 33ü bulur. Kısa süre sonra Müslüman halkın çocuklarını nadiren gönderdiği bu okullar, Arap milli bilincinin yeşerdiği mekânlar halini almıştır. Örneğin; Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Nasif Yazıcı Arap gençlerine, dil olarak İslam geçmişinden önce de çok şanlı bir Arap kültürü olduğu bilincini kazandırmaya çalışmıştır. Yine Marunî cemaatine mensup bir ailenin oğlu olan Bustani de Arap diline sevgiyi kuvvetlendirme çalışmaları yapmıştır. Ona göre Avrupa medeniyet adına ne öğrenmişse Araplardan öğrenmiştir. Araplar bu şanlı geçmişleriyle övünmeli, Avrupadan sadece milli birlik duygusu ile eşitlik kavramlarını örnek almalıdırlar. Bustani Lübnanın ilk siyasi gazetesi olan ve Suriye Topluluğu anlamını taşıyan Nefir Suriye isimli gazetesinde; Osmanlı devletinden ayrı bir Suriye vatanı fikriyle beraber Arapların din dışında, Araplık bilinci etrafında birleşmesini öğüt veriyordu. Bustani gazetesinde Jön Türkler gibi vatan sevgisi konusunu işliyordu. Bu arada El cemiyetül-ilmiyye el Suriye gibi Arap milli şuurunun gelişmesini sağlayıcı cemiyetler de kötü Türk idaresine karşı Suriyelileri birleşmeye çağırıyordu.


 


II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE


ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ


II. Abdülhamitin uyguladığı istibdat politikaları karşısında en büyük endişesi, kendisine alternatif bir Arap halifesinin ortaya atılması idi. Ayrıca milliyetçi hareketlerin Araplar içinde yaygınlaşması da bir riskdir. Bunu engellemek için ilk organize hareketi sağlayan Suriye Protestan Kolejinde eğitim gören beş gencin, Beyrutta kurduğu gizli derneğin üyeleri 1883te Abdülhamid in sıkı takibi sonucu faaliyetlerine son vermiştir. Abdülhamid Müslüman nüfusa, halifelik makamını kullanarak İslam Birliği fikrini kazandırma ve ajanları vasıtasıyla ayrılıkçı hareketlerden haberdar olarak müdahale etme gibi başarılı politikalar uygulamıştır.


İlk Milliyetçi Arap hareketleri Suriyeden gelir. Hıristiyan Araplara göre Osmanlı devleti kendi ülkeleri olamazdı. Ancak, bu ayrılığın sağlanması için Müslüman Arapların da desteğini almak gerektiğini fark ettiler. Böylece Lübnan ve diğer Arap memleketleri ayaklanabilirdi. 1877–1878 Osmanlı Rus savaşında yenilgiye uğrayan Osmanlı ordusu eğer Suriye üzerine yönelirse, bağımsızlık istenebilirdi, işgal gerçekleşmezse otonomi istenebilirdi. Ancak bu düşünceleri istenildiği şekilde neticelenemedi. 1880 yılında Mısırda Osman bey isimli Arap Milliyetçisi Arap milletinin Bağımsızlık Beyannamesini hazırladı.


Ey Müslümanlar!


Arap milleti ve Hıristiyan Arapların Türkün elinden çektiği zulüm ve çeşitli felaketlerle milletin sonu gelmiştir. Türkler, Rum ve Bulgar gibi tebaalarına zulmederek Karadağ, Sırp ve Boğdan halkından vergi adı altında haraç alırlardı. Şimdi onlar istiklal şerefine nail olduğu için Türkler bütün efkârlarını Arap milletine çevirmiştir


Ey Arap milleti!


Yakın zamanda vuku bulan Rusya, Sırp ve Karadağ savaşları sizlerin kan ve malınızla olurken sizlerin evlatları savaş sırasında öne sürülmüş, sıra mükâfata gelince geri bırakılmışlardır. Ve savaştan pek azı kurtularak geri dönebilen evlatlarımız devletten bir miktar maaşa nail olmak şöyle dursun üstüne bir de ihanet, zulüm ve hakarete maruz bırakılmışlardır. Acaba ne zamana kadar uykuda, ne zamana kadar gaflette kalacaksınız? Bilmez misiniz ki, Yunanlılarla yapılan savaş sonrası Türk devletinin güç ve iktidarı kalmayacaktır. Ve sizlere vaat ettikleri şeyleri gerçekleştirmek şöyle dursun, türlü türlü vaatlerle kandırıp, altı yüz seneden beri sizlere ettikleri hileden geri durmayacaklardır Ve düşman karşısında kanlarınızı döktükten sonra hepimizi Yunanlılara satıp sizlere cevap olarak takdiri ilahi diyeceklerdir.


Ey Müslümanlar!


Ey din kardeşlerimiz ne zamana kadar susacaksınız? ... Ve istiklal şerefine nail olmanız için kanlarınızı akıtmalısınız. Sırplara, Bulgarlara ve Rum ahalisine bakınız Sizler nerede, onlar nerededir. Sizden bugün bir emir, vezir veya müdür olan var mıdır? Büyük küçük her biriniz hakir ve fakir, mal mülkün tümü Türkün elindedir. Girit halkına bakınız ki nasıl istiklale vardılar.


Ey Müslümanlar!


Sizler kavm-i Arap olduğunuz halde bahadırsınız. İşinizi istiklale ihale ediniz


Ey Suriye Mesihleri!


Müslümanlar ile işbirliği ediniz ve hürriyet için güçlerinizi birleştiriniz


Ey Müslümanlar ve Ey Mesihler!


Arap milleti Türkün esaretinden kurtulmalıdır. Şimdi savaş zamanıdır, fırsatı değerlendiriniz Asla ve asla Türklere evladınızdan bir asker, malınızdan bir dirhem vermeyiniz Zira onların din ve dünyaları dirhem ve dinar, ahretleri azab-ı nar ve arsızlık onlarca iftihardır.


 1895 yılına geldiğimizde Müslüman Arapların da bu fikre inanmaları ve bu alanda çalışma yapmaları, bağımsızlık düşünceleri, ayrılıkçı olmaya başlamıştır. Öncülüğü Abdurrahman El-Kevakibi yapar. Kendisi din ayrımı yapmadan Arap birliğini savunan ilk Müslüman Arap yazarlardandır. Onun döneminde Arap ayrılıkçılığı artık Hıristiyan Arapların tekelinden çıkarak Müslüman Arapların eline geçmeye başlar. Kevakibi ye göre İslamın merkezi Arabistana taşınarak, Kureyş soyundan bir halifenin seçilmesiyle yeni bir siyasi oluşum meydana getirilmeliydi.


 


II. MEŞRUTİYET SONRASI ARAP MİLLİYETÇİ HAREKETLERİ


II. Abdülhamitin 1909da tahttan indirilmesinden sonra Arap milliyetçilik hareketleri çok daha hızlanarak eski seyrine dönmüştür. Çünkü II. Abdülhamit döneminde uygulanan istibdat, Milliyetçilik akımlarını engellemiştir. 1908–1918 yılları arasında Osmanlıdan otonomi istemeye varacak kadar yeni reformlar talep etmişlerdir. Başta II. Abdülhamite tepki koyan Mekke Şerifi Hüseyini serbest bırakmışlardır. Aslında II. Meşrutiyetin ilanı ile Meclis sandalye dağılımı 147 Türk, 60 Arap mebus olarak yer alıyordu. Yeterince Arap mebus vardı, ancak İttihatçıların Türkçeyi resmi dil olarak kullanmaya başlamaları, bu isyanları hızlandırmıştır. Araplar 21 Nisan 1913 tarihinde Pariste kongre yaptıklarında; birlikte yaşamayı kolaylaştıran reformlar üzerinde durulmuştur. İstedikleri reformları da Paris teki Osmanlı büyükelçisine sunarak şunları talep etmişlerdir: Arapça, Suriye ve Arap eyaletlerinde resmi dil olmalı, askerlik hizmeti mecburi bir durum meydana gelmedikçe bölgesel olmalı. Ancak bu talepleri I. Dünya Savaşı arifesinde olan Osmanlı için öncelik teşkil etmediğinden kabul edilmemiştir .
Etiketler:
Bu 1354
Yazarın Diğer Yazıları


Sayac Yeri