Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Bumerang Bale Gösterisi
Atatürk ve Mavi Vatan Konferansı
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

23 ARALIK 1930 MENEMEN OLAYI

23 Aralık 1930 yılında hunharca şehit edilen Asteğmen Kubilay'ın anısına kısa bir bakış.
11.12.2014 / 00:00


MENEMEN OLAYI 23 ARALIK 1930 



            Menemen Belediye Meydanı’nda Derviş Mehmet ve beş arkadaşının, 23 Aralık 1930 günü sabah namazından sonra yeşil bayrak açarak, şeriat ilan ve çağrısında bulunması ve önce yedek subay Kubilay’ı sonra bekçi Hasan ve bekçi Şevki’yi öldürmeleriyle başlayan, askeri birlik tarafından dağıtılan hareketleri Cumhuriyet tarihimize“Menemen Olayı” veya “Kubilay Olayı” olarak geçmiştir. Bu olayın İnkılap karşıtlarının dini duyguları bu maksatla kullanmasından kaynaklanmaktadır. Bu duruma gelinceye kadar 1924 yılında ortaya çıkan avukat olan arap Süleyman Sırrı ismine kadar dayanmaktadır. 1925 yılında tutuklanan ve Ankara istiklal mahkemesinde yargılanmasıyla devam etmiştir. Bu dönemlerde İrtica faaliyetlerinin devam ettiği görülmektedir. Bu olaylar Menemen olayının halk tarafından kabullenmesini en önemli etkisidir.  Menemen olayına patlak veren ve Baş  olarak seçilen mehdi rolündeki Giritli Derviş Mehmet’in yanına da mali durumları perişan dört garibi de katmışlardı. Nalıncı Hasan, Kahveci Çırağı Mustafa, Eskici Ali ve posta sürücüsü İsmail yanında olduğu halde dini kurtarma üzere yola çıkan düzmece mehdi, Manisa’ya gelmiş ve evvelce Laz İbrahim Hoca’nın sağladığı taraftarlarından para, yiyecek ve silah yardımları görerek Menemen’e varmıştır. Laz İbrahim hoca askeri hastanede imamlık yapmış ordan ayrıldıktan sonra her türlü irtica zehrini yayan birisidir. Mehdi Mehmet ve arkadaşları Şamdan Mehmet, Emrullahoğlu Mehmet Emin, Nalıncı Ali oğlu Hasan, Nalıncı Küçük Hasan ve Çakıroğlu Ramazan, Keçili Köyü’nden Çırak Mustafa’nın kahvehanesinde toplanarak zikir yapmışlar, Çırak Mustafa’nın kahvehanesi hükümet tarafından kapatılınca da zikirlerine Tatlıcı Hüseyin ve Mutaf Süleyman’ın evlerinde devam etmişlerdir. Mehmet ve arkadaşları herkesi dine çağırmanın zamanının geldiğini söyleyerek yollara düşmeye de 6 Aralık 1930 Cumartesi akşamı Tatlıcı Hüseyin’in evinde yaptıkları toplantıda karar vermişlerdi. Bu toplantı sırasında ayrıca Menemen hadisesi hakkında görüşmeler yapılmış, hadisenin nasıl cereyan edeceği ve silahların nasıl tedarik edileceği de kararlaştırılmıştır.” Mehdi Mehmet ve arkadaşları peyderpey geldikleri Paşa Köyü’nden Bozalan’a gitmişler ve burada bir süre kaldıktan sonra rahat edemedikleri gerekçesiyle dağda  köylülere yaptırdıkları bir kulübeye çekilmişler ve 15 gün kadar orada zikirlerine devam etmişlerdir. Derviş Mehmet lakaplı Giritli Mehmet Bozalan Köyü’nde mehdiliğini ilan ettikten sonra 23 Aralık 1930’da Menemen’e gitmek için gün doğarken yola çıkmışlardı. Menemen Olayı, 23 Aralık 1930 günü saat 6.20’de Menemen Kazaz Camii önünde başlamış, saat 9.00 sularında sona ermiştir. Sanıkların olay sonrasında gerçekleşen duruşmalarda verdikleri ifadelere göre, örgütlenmenin altı yıl önce tekke ve zaviyelerin kapatılması, sarık ve cübbe gibi dinsel giysilerin yasaklanması ve şapka devrimi üzerine başladığı anlaşılmaktadır. Mehmet ve arkadaşları sabahleyin Menemen’e girerek Kazaz Camii’ne girerler. Bu sırada halk sabah namazını kılmaktadır. Camiide Nalıncı Hasan, caminin kapısında açmış oldukları sancağı eline alır ve hep birlikte caminin içinde beklerler. Mehmet, camiye gelenlere kensinin Mehdi olduğunu söyler bunun kanıtlamak için “Kıtmir” adını verdileri köpeği halka gösterir. Camiide namaz kılındıktan sonra sahte Mehdi cemaati bayrak altında toplanmaya çağırır ve kendisine katılan bazı Menemenlilerle birlikte camiiden ayrılarak belediye meydanına doğru gider. Sahte mehdi ve arkadaşları belediye meydanında bir süre kaldıktan sonra bayrağı omuzlayıp hep birlikte tekbir getirerek şehri dolaşmaya başlarlar. Yolda rastgeldikleri Menemenlilere de: “- Müslüman mısınız? İtikadınız var mı?” diye sorup, kendilerinin bayrağın altına girmelerini aksi takdirde kılıçtan geçirileceklerini; ortada hükümet olmadığını, herkesin dükkanlarını kapayarak kendilerine katılmalarını, arkalarından 70.000 evliya ve meleğin gelmekte olduğunu; top tüfek bütün kuvvetlerin bir işi göremeyeceğini bağırarak söylerler. Kafile Menemenli Hoca Saffet Efendi’nin evinin önüne gelince durmuş ve Mehdi Mehmet de onunla konuşmuşsa da, Hoca Saffet onlara yardım etmemiştir. Mehmet ve arkadaşları bir süre daha Menemen sokaklarında dolaştıktan sonra tekrar belediye önüne gelirler. Mehdi ve arkadaşları Kazaz Camiinden aldıkları bayrağı Menemenli Arabacı Hasan’a kazdırdıkları çukura dikerler. Bundan sonra 200 kişi tekbirlerle başlayıp, ellerinde silahları olduğu halde sancak etrafında dolaşmış, bir kısmı da yerden aldığı toprağı etrafa serpmiştir. Olay yerine ilk önce gelen jandarma yazıcı Ali Efendi gelmiş ve arkadaşı olan dört jandarmaya silahlarını almalarını tembih etmişse de onları beklemeden doğruca Giritli Mehmet ve arkadaşlarının yanına giderek ne istediklerini sormuştur. Bunun üzerine Mehmet de ona, “Git, kumandanına haber ver de o gelsin. Bana top, kurşun işlemez”  demiştir. Ali Efendi geri dönerek, jandarma bölük kumandanı Fahri Bey’i durumdan haberdar eder. Asilerin yanına giden Bölük Kumandanı Fahri Bey, Mehdi Mehmet’e: “- Ne istiyorsunuz? Buradan derhal dağılın.” deyince, Mehmette bu soruya “Kendisinin Mehdi olduğunu şeriatı ilan edip, dini yaydığını, kimsenin kendisine karşı koyamayacağını söyleyerek “çekil” diye cevap verir. Jandarma bölük komutanı Fahri Bey de tedbir almak üzere olay yerinden uzaklaşır. Hükümet binasına giderek telefonla Alaydan askeri yardım ister. Alay Komutanlığı da asıl mesleği öğretmenlik olan yedek subay Asteğmen Kubilay’ı bir müfreze asker ile olay yerine gönderir. İhtiyat zabit vekili Kubilay süngü takmış olan askerlerini belediye meydanlığındaki kahvehanenin önünde bıraktıktan sonra kendisi öne atılarak asilere dağılmalarını söylemiştir. Bununla da kalmaz, Giritli Mehdi Mehmet’i de yakasında tutarak çeker. Mehdi Mehmet de silahını ateşleyip Kubilay’ı yaralar. Komutanlarının yaralandığını gören askerler kaçışırlar. Ağır yaralı olan Kubilay camiye sığınmak istemişse de ancak avluya kadar gelebilmiş ve orada düşmüştür. Ne askerlerden ne de halktan bir yardım gelmemesinden cesaret alan Giritli Mehmet, Ali oğlu Hasan’ın torbasından bir bıçak alıp Şamdan Mehmet ile birlikte yaralı Kubilay’ın yanına giderek daha ölmemişken, boynunu keser. Daha sonra da Kubilay’ın kesik başının caminin içindeki bir taşın üstüne koyup “Gördünüz mü, kafirlerin akıbeti işte budur.” diye konuşur. Mehdi Mehmet ve arkadaşları buradan meydana giderek halktan kesik başı bayrak direğine bağlamak için ip de istemişlerdir. Bu sırada olay yerine gelen iki kır bekçisi isyancıların üzerine ateş açarlar. Çatışma sırasında bekçilerden Mustafa şehit olur. Tam bu sırada alaydan diğer bir müfreze gelerek havaya ateş etmeye başlayınca halk kaçışır. Mehmet te “bize kurşun işlemez, biz dervişiz, biz şeyhiz Kaçmayın.” diye bağırarak halkın kaçışmasına engel olmaya çalışmışsa da başarılı olamamıştır. Bunun üzerine müfreze komutanı da asilerin üzerine ateş etme emrini verir. Asilerden Giritli Mehmet, Şamdan Mehmet ve Sütçü Mehmet vurulup ölürken, diğer Bekçi Hasan da bu sırada vurulup ölür. Asilerden geri kalanları hemen orada yakalanmıştır. Ancak Nalıncı Hasan ve Alioğlu Hasan halk arasında geçerek kaçmışlarsa da, Manisa’da yakalanmışlardır. Olay esnasında ve sorgulama aşamasında Menemende bulunan kişilerle yapılan mülakatlarda gerek olayın oluş anı gerekse Menemen’in bu olayların merkezi değil isyanın aşmalarındadır. Olaydan sonra hükümet bir resmi bildiri yayınlayarak konuyu kamuoyuna duyurmuştur:“Kendine mehdi süsü veren Derviş Mehmet namında bir mürteci; cahil beş silahlı arkadaşıyla Manisa’dan çıkmış ve köylerin dışında dağlarda bir çardakta barınarak bu sabah Menemen’e gelmiş; “Şeriat İsteriz”diye “innafetahneke” yazılı bir bayrak çıkararak halkı kendilerine iltihaka davet etmişlerse de halk reddetmiştir.Kendilerini ihata eden müfrezelerimizin teslim tekliflerini kabul etmeyerek müfreze üzerine ateş açan şakiler müfreze kumandanı Kubilayı ve iki mahalle bekçisini şehit etmişlerdir. Mürtecilerden üçü ölü, birisi ağır yaralı olarak silahlarıyla tutulmuştur. Ağır yaralı; arkadaşlarının hüviyetlerini vermiştir. Vilayet makamınca lazım gelen şiddetli ve müessir tertibat zamanında ve derhal alınmıştır. Mahalline merkezden de bir zabit kumandasında müfreze, vali muavini, savcı yardımcıları otomobillerle gönderilmişlerdir. Mütecasirler hakkında Manisa vilayetimizle ortak tertibat almıştır. Bunların içinden sıvışabilen ikisinin hüviyetleri tamamiyle bellidir. Bunları da her iki taraf müfrezeleri şiddetle takip ediyorlar.” Aynı gün akşamı geç vakit gazetelere gönderilen ikinci bildiri ise şöyledir: “Bu sabah Menemen’de ika edilmek istenen ve Manisa’da tarikat ve tekke hayatını gizlice yaşayan bazı irtica şakileri tarafından idare edilen irtica hareketi tepelenmiştir.İdare ve Adliye Makamatı büyük bir sür’at ve şiddetle tahkikata girişerek geç vakte kadar bu irtica, şekavet ve gizli tekkelerle alakadar adamları celp ve isticvap ve tevkif etmiş ve işle alakası görülen bazı maznumlar Manisa Vilayeti’nden, Menemen’e sevk edilmişlerdir. Tahkikatın icap ettirdiği her icraat yapılacaktır. İki firari üzerinden vilayetlerin müşterek takibatı şiddetle devam ediyor. Her tarafta tedbirler alınmıştır Olayın ardından 25 Aralık 1930 Perşembe günü şehitlerin cenazeleri defnedilmiştir. Gazetelerde törene katılanlar 1-Asker, 2- Çelenk Taşıyan Askerler, 3- Cenaze Otomobilleri, 4-Milletvekilleri, Vali Paşa, Manisa Tümen Kumandanı Cavit Paşa, 5- Memurlar, Subaylar 6-Tümen Erkanı 7- Eğitimciler 8- Halk şeklinde gruplandırılmaktadır. Menemen Olayının ilk değerlendirilmesi 28 Aralık 1930 Pazar günü Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in başkanlığında Dolmabahçe Sarayı’nda oldu. Toplantıya Başbakan İsmet Paşa, Meclis Başkanı Kâzım, Erkan-ı Harbiye Reisi Müşir Fevzi ve ordu müfettişlerinden Fahrettin Paşa, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya katılmıştır. Bu toplantıda Menemen Olayı değerlendirilmiş ve alınacak tedbirler görüşülmüştür. Bu toplantı sonrasında Umum Erkan-ı Harbiye Reisi Fevzi Paşa Ankara’ya, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Bey ise hadisenin tahkik için Menemen’e hareket etmiştir  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK  ise, Menemen hadisesinden ve Kubilay Bey’in şehadetinden duyduğu teessürlerini ve taziyelerini orduya, Umum Erkan-ı Harbiye Reisi Fevzi Paşa vasıtasıyla şu taziyetnameyi göndererek ulaştırmıştır:“Menemen’de ahiren vukua gelen irtica teşebbüsü esnasında Zabit Vekili Kubilay Bey’in vazife ifa ederken düçar olduğu akıbetten Cumhuriyet ordusunu taziyet ederim. Kubilay Bey’in şehadetinde mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmaları, bütün Cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadisedir. Vatanı müdafaa için yetiştirilen; dahili her politika ve ihtilafın haricinde ve fevkinde muhterem bir vaziyette bulunan Türk zabitinin mürteciler karşısındaki yüksek vazifesinin vatandaşlar tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur. Menemen’de ahaliden bazılarının hataları bütün milleti müteellim etmiştir. İstilanın acılığını tatmış bir muhitte genç ve kahraman Zabit Vekilinin uğradığı tecavüzü milletin bizzat Cumhuriyete karşı bir suikast telakki ettiği ve mütecasirlerle, müşevvikleri, ona göre takip edeceği muhakkaktır. Hepimizin dikkatimiz bu meseledeki vazifelerimizin icabatını hassasiyetle ve hakkı ile yerine getirmeğe matuftur. Büyük ordunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin mefkureci muallim heyetinin kıymetli uzvu Kubilay Bey temiz kanı ile Cumhuriyet hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”  23.12.1930 örfi idare ilan edilmiştir o bölgede İstiklal mahkemeleri teşkil edilmiştir Askerler bu bölgede yönetimi el aldığı için Bunun ardından suçluların takibatına, geniş çaplı araştırmalara ve soruşturmalara başlanmıştır. Bu araştırma ve soruşturmayı üstlenen Menemen Divan-ı Harbi 15.01.1931 tarihinde ilk toplantısını yapmıştır İlk toplantıda olayla ilişiği bulunan kişilerin “Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 236. maddesine göre yargılanmalarına başlanmıştır. Divan-ı Harpte görevli kişiler; Divan-ı Harp Örfi Reisi 1. Kolordu Kumandan Vekili Mirliva Muğlalı Mustafa Paşa, Azalar; Topçu Alay 2. Kumandanı Miralay Ata Bey, Birinci Kolordu Şube 7. Müdürü Miralay Demirtaş Bey, Alay 176 Kumandan Yardımcısı E.K. Kaymakamı Ziya Bey, 2. Kolordu Şube 2. Müdürü Kaymakam Bahattin Bey, Aza Mülazımları; Fırka 57 Satın Alma Komisyonu Başkanı Binbaşı Hüsnü Bey, Topçu Alay 29. Tabur 2. Kumandanı Binbaşı Neşet Bey’ yanı sıra İzmir savcısı Hidayet bey Fuad bey ve son klarar aşamasında Adapazarı hakimi Hikmet bey ve İzmir hakimi Kemal bey görevlendirlmiştir. 20 Ocak 1931 yılında mahkeme karar vermiş Türk ceza kanunun 146 ,150, 151 maddelere uyarınca ceza verilmiştir. Onaylanan kararla, 105 sanığa şu cezalar verilmiştir: 37 kişiye idam (bunlardan biri yaşlılığı dolayısıyla 15-24 sene ağır hapis), 13 kişiye üçer yıl adi hapis, 10 kişiye birer yıl adi hapis, 7 kişiye on beşer yıl ağır hapis (bunlardan biri yaşlılığı dolayısıyla 12,5 seneye inmiştir), 1 kişiye şeyhlikten üç sene hapis, 10 kişiye şeyhlikten üç sene hapis, 27 beraat kararı vermiştir. Kubilay olayından sonra 1931 yılından itibaren devrim şehidi olarak etkinlikler düzenlemiştir. Annesine maaş bağlanmış 24 Aralık 1934 yılında abidesi yapılarak her yıl bu durum anılmış devrim şehitleri yaşatılmaya devam edilmiştir. …..kaynak  Nihal GÖNCA  Yüksek lisans tezi



 

Etiketler:
Bu 1613
Yazarın Diğer Yazıları


Sayac Yeri