Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Bumerang Bale Gösterisi
Atatürk ve Mavi Vatan Konferansı
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

CUMHURİYET TARİHİNE FARKLI YAKLAŞIM

Halkımız hayatları boyunca özel günleri o güne mahsus kutlamak ve tekrarına kadar unutma alışkanlığını benimsemişlerdir. halbuki Cumhuriyet ve kazanımları 365 gün kutlanmalıdır
05.11.2014 / 00:00


CUMHURİYETİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE İLANI



İnsanlarımızın doğum günlerini hatırlanması misali gibi değerli gördükleri belirli günleride bu düşünceye sıkıştırması ve bu durumun alışkanlık haline gelmesinden dolayı ülkemizin Milli ve Resmi bayramlarında bu çerçevede  değerlendirmişlerdir. Dolayısıyla yılda bir defa bu günlere mahsus olan etkinliklerle Milli ve Resmi bayramlarımız kutlanmış diğer günlerde bu durum hafızalardan silinmiştir. Dolayısıyla içinde olduğumuz sosyal atmosfer gereği Cumhuriyetimizle alakalı konuları tekrar ele alma gereği hasıl olmuştur.



Cumhuriyet kelimesi Arapçadan Cumhur kelimesinden geçen bir kelimedir. Anlamı “ Halk,ahali,kalabalık anlamındadır“ Cumhuriyet ise halk egemenliğine  dayanan yönetim şekildir. Tarihte ilk olarak bu tanıma uyan iki devlet bu yönetim şekline bu adı vermiştir. Bu devletler Roma İmp ve Yunan şehir devletleri bu tanıma uygun bir yönetim şekli belirlemiştir. Her iki devlet yönetiminde halkın belirli bir bölümü yönetime ortak olmuştur. Bu yönetim senato kanalıyla yapılan halk meclislerdir. Yunan medeniyeti M.Ö 756 yılında başlamış M.Ö 146 yılında Roma İmp. Egemenliğine girmesiyle son bulmuştur. Roma İmp. ise M.Ö 476 yılında Carmen kavimlerini saldırıları sonucu son bulmuştur. Bu dönemden 1500 yıllara kadar bu yönetim şekli hiçbir şekilde düşünce veya yönetim olarak görülmemiştir. 16. Yüzyılda Çiçero, Jean BODİN, gibi düşünürler Cumhuriyeti devlet şekli olarak düşünceleri geliştirmişlerdir.1537 yılında Machivelli “Hükümdar“ adlı eserinde Cumhuriyeti devlet başkanlarının seçimle iş başına gelmesine veraset yoluyla geçmeyen bir sistem olarak belirtmiştir. Aynı şekilde Montesquicu ise Meşruti monarşiyi olarak  bu yönetim şeklini ele almıştır. Bu durumu dahada geliştirerek Rousseau ise insanların arasında siyasal eşitliği savunmuş ve demokrasi temelini atan fikirleri geliştirmiştir. Aynı şekilde bu düşünce paralelinde gelişen devlet yönetimi olarak Fransa da 1789 devriminden sonra hayat bulmuştur. Cumhuriyet adının aynı olması ancak egemenlik haklarındaki değişiklik göstermesi nedeniyle Cumhuriyetin Demokrasi olduğunu söylemekde eksik bir yaklaşım olur. Çünkü Toplumun çok az bir kesimi tarafından egemenlik hakkı kullanılarak uygulanan Cumhuriyete Oligarşi Cumhuriyet, halkın tamamının katımlıyla uygulanan Cumhuriyete ise Demokratik Cumhuriyet denir. Devlet başkanın egemenlik hakkını halk ile paylaşmasına ise Meşruti Monarşi denir. Bu ayrıntıları gözden kaçırmamak lazım çünkü her Cumhuriyet, demokratik Cumhuriyet anlamını taşımaz.



OSMANLIDA CUMHURİYET VE DEMOKRATİKLEŞME OLGUSU



Osmanlı İmp. İlk defa  konuyu İbrahim MÜTEFFERİKA ele almıştır yazdığı eseri “Usulü-i Hikem Fi Nizamü Ümen“ adlı kitabında Halk egemenliğini demokrasi aristokrasi konusun ele almıştır ortam uygun olmadığı için eserini gizli tutmuştur. Osmanlı İmp. Avrupalı devletler karşısında geri kalması ve savaşlarda aldığı yenilgileri üzerine ülkede reformlar yapma ihtiyacı duymuştur. Bu reformlar  ilk anda askeri alanda yapılmıştır. Deniz ve kara mühendishanelerin bu amaçla kurulmuştur. Nizamı Cedit ocağı Avrupa tarzında kurulan ordu olması bu tarz yeniliklerdir. Tüm bunlar rağmen halka inmeyen yenilik hareketlerinden dolayı yapılan çabada sonuç elde edilememiştir. Bu defa yenilik ve reformları askeri alan dışına çıkılmıştır. Bu aşamalar şöyledir.



1-      Şerri Huccet: Padişah 4 Mustafa Nizami Cedit ordusunu kaldırırken Halka egemenliğini paylaşımında bazı sözler vermiştir ve orduya karşı halkı ardına almak için yapılan halka açıklanan bir sözleşmedir.



2-      Senedi İttifak: Padişahın egemenlik hakkını ağaların  kendiliğinden kazandığı haklarını tanımasıdır.



3-      Tanzimat Fermanı: bu ferman Cumhuriyetin içinde barındırdığı kurumlarında temel taşı olan bazı kararları padişahın gücünün kanunlarla kısıtlamış olması önemlidir. Ayrıca Hükümet şekliyle yönetim oluşturup buradaki yasama olayını Sivil Bürokrasi de asker ve ulemadan oluşan atanmış bir yönetim ortaya koyulmuştur. Tanzimat Fermanı aynı zamanda kamuoyuna açıklanmış bir sözleşmedir. Ardından gayrimüslimler için ıslahat fermanı yapılmış azınlıkların ülkesine bağlılığını artırmaya çalışılmıştır.



Birinci ve İkinci Meşrutiyet: Birinci Meşrutiyetin 1860 yıllarına dayanan bir hazırlık dönemi safhası vardır. Tanzimatla birlikte alt yapısını oluşturmuştur. Osmanlıda Asker ve sivil aydınlar Avrupalı siyasilerden ve aydınların etkisinde kalmışlar ülke için faydalı olabilecek bir yönetimler geliştirmek için halkın egemenlik hakkına ortak olmasıyla yaşanılan sıkıntıların ve geri gidişin durdurulabileceğine inanmışlardır. Bunu ilk olarak Şinasinin “Tasvir-i Efkar“ gazetesi edrafında toplanan sivil ve asker aydınların bir araya getirmiştir kendilerine Genç Osmanlılar olarak isimlendiren bu grup politik ve sosyal görüşlerini dile getirmeye başlamıştır. Bu görüşler arasında din ve devlet işlerinin ayrılması devlet yönetiminde ulusun temsil edilmesi ve egemenlik hakkının paylaşılmasını öngörmüştür. Bunların içinde Namık KEMAL Meşruti monarşiden yanadır. Ali SUAVİ ise Cumhuriyet fikrini ele almış ulus iradesine dayanan yönetim şeklini dile getirmiştir.  Bu yapılanlar düşünce olarak ortaya çıkmış ülke için yeterli olmadığını anladıklarında bir mektupla o dönemin padişahı Abdülaziz bildirmişlerdir. Ancak sert tepki ile karşılaşanca ülke dışına çıkmışlardır. Ülke dışında bu eylemlerine devam etmişlerdir. Dönemin başbakanı Mithat paşada bu oluşuma destek vererek Abdülaziz’e karşı darbe yapmışlardır. Abdülaziz tahttan indirilerek elleri kesilerek öldürülmüştür. Yerine Beşinci mustafa geçimiş ancak akıl sağlığı bozulduğu için onuda tahttan indirmek zorunda kalmışlardır. Yerine 2. Abdülhamit tüm kanun-i Esasiyi kabul edeceğini beyan ederek tahta çıkmıştır ancak kendi istediği maddeleride Anayasaya sokulmasını istemiş ve bunu sağlayarak Meclisi Mebusanı 23 Aralık 1876 yılında kabul etmiştir. Burada aynı zamanda amaç Tersane konferansına toplanan Avrupalı devletlerin azınlıkların haklarında alacakları kararları etkimeye çalışmışlardır. Ancak yeterli olmamıştır. 2. Abdülhamit Meclisi Mebusanı istediği zaman açabilme veya kapatabilme, bakanları ataması gibi yetkileri Anayasaya soktuğu için, Bu yetkileri Rusya ile yapılan savaşı bahane ederek 13 Şubat 1878 de kapatmıştır. Daha sonraki zaman diliminde askeri lise öğrencilerinde bu durum gelişmiş Jön Türk birliğinin temelini oluşturan temelleri atmışlardır. Rumeli de bu örgütler daha rahat gelişim sağlamıştır çünkü padişahın burada yönetimi zayıftı Terakki ve İttihat cemiyeti altında birleşen bu örgütler isyan çıkarmış padişahın üstüne baskı yaratmıştır neticede 2. Abdülhamit 24 Temmuz 1908 de 2 Meşrutiyeti ilan etmiştir. Ancak birinci dünya savaşı nedeniyle açılan Meclis Meclisin çalışmaları rafa kaldırılmıştır.



CUMHURİYET VE MUSTAFA KEMAL



Mustafa Kemal ATATÜRK baştan beri içinde yer aldığı siyasi oluşumların ülkeyi kurtarmaya yetmeyeceğini anlamıştı. Bundan dolayı halkın egemenlik hakkını kullanacağı bir Cumhuriyet rejimiyle hayat bulacağına inanmıştı. Bu inancını Gazeteci İvan MANOLOFl’a  yaptığı Röportajın içinde görebiliriz. (Birgün gelecek ben hayal bile zannetiğiniz tüm İnkılapları başaracağım Mensubu olduğum millet bana inancaktır. Saltanatın yıkılmalıdır. Din ve devlet birbirinden ayrılmalıdır. Şarktan benliğimizi sıyırmalıyız batı medeniyetine aktarmalıyız demiştir) ayrıca birinci dünya savaşı esnasında birlikte görev yaptığı Topal İsmail Paşa ile yaptıkları görüşmelerde İleride Cumhuriyet kurulacağını ancak şartların şu an müsait olmadığını belirtmiştir. Ayrıca Milli mücadelede döneminde Cumhuriyet rejimine doğru giden bazı adımların olduğunu o dönemde yapılanları incelediğimizde daha net görürüz



1-      Amasya genelgesinde: Ulusun bağımsızlığını gene gene ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.



2-      Erzurum kongresinde:  ulusal güçleri etken ulusal iradeyi egemen kılmak



3-      23 Nisan 1920 de T.B.M.M açılmasıyla meclisin milli iradenin tek  temsilcisi haline getirilmesi ve milli egemenlik ilkesinin hayata geçirilmesi



4-      20 ocak 1920 Anayasasında egemenlik hakkının kayıtsız şartsız millete verilmesi Cumhuriyet ilanın habercisidir.



Ayrıca Mustafa Kemal  ATATÜRK ün Erzurum da 7- 8 Temmuz 1919 yılında Mazhar Müfit e (Hükümet biçimi zamanı gelince Cumhuriyet olacaktır) demiş ve bu bilginin şimdilik  gizli kalmasını istemiştir. Ayrıca İsmet İNÖNÜ bu konuda Mustafa Kemal ATARÜK ile aynı düşüncede olması aralarındaki konuşmalarda yönetimin tekrar padişaha verilmemesi gerektiğini ancak bu durum için acele edilmemesi lazımdır diye konuşmuşlardır. Cumhuriyete geçişin kolaylaşmasının bir sebebide Meclisin asker kişilerin çok olmasıdır.



Mustafa Kemal ATATÜRK Avrupalı aydınların kitaplarını orjinalinden okumuş bu yazarların içinde Voltaire, Danton, Robespierre , Napolyn, ve diğer aydınların kitapları vardır tüm bu okudukalrında kendisine bir sentez oluşturmuş bu sentezin üstüne Ziya Paşa, Namık Kemal, Mehmet Emin, Tevfik Fikret eserlerinden aldığı bilgiyle birleştirmiştir.



Büyük zaferin kazanılmasında sonra saltanatın kaldırılması Halk fırkasının kurulması görüş ayrılılıkların belirginleşmesi ve 23 Nisan 1920 de kurulan T.B.M.M’ninde artık ülkeyi tamamıyla temsil etmesi ülkenin devlet başkanlığı sorununuda ortaya çıkarmıştır. Bu durumuda en iyi açıklayan ve anlayan İsmet İNÖNÜ’dür. İsmet İNÖNÜ’ye Avrupalı siyasetçilerin ülkenin devlet başkanın olmadığını söylemesi ve Meclis başkanın devlet başkanı sıfatı taşımadığını dile getirmeler etkili olmuştur. İkinci dönem meclisin göreve başlamasıyla Meclis içindeki ayrılıkların belirgin bir şekilde ortaya çıkmasıyla bazı tedbirlerin alınmasını gerektiğine inanan Mustafa Kemal ATATÜRK  26 ekim 1913 yılında Meclis başkanı olarak başbakan Fethi OKYAR dan istifasını istemiş yerine hükümet kurulamayacak derecede anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Meclisin kabine sistemi şeklinde çalışmasından dolayı ortaya  çıkan zorluk aşılmakta zorluk çekildiğini Meclisteki vekillere anlatmak isteniyordu. Tüm bunların ışığında 28 Ekim 1923 yılında Mustafa Kemal ATATÜRK Çankaya’ya akşam yemeğine bazı vekilleri davet ederek aklındaki Cumhuriyet yönetimi ile alakalı düşüncesini anlatmıştır. Aynı gün Mazhar Müfit e artık her yerde Cumhuriyetten bahsedebilirsin demiştir. Aklındaki değişiklik bahsetmiştir 20 Ocak 1921 günlü Anayasa’nın devlet biçimini saptayan maddelerini şöylece değiştirdim: Birinci maddenin sonuna: “Türkiye Devleti’nin hükümet biçimi cumhuriyettir.” tümcesini ekledim. Üçüncü maddeyi şöyle değiştirdim: “Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisince yönetilir. Meclis, hükümetin yönetim kollarını bakanlar aracılığı ile yönetir.” Bundan başka, anayasanın temel maddelerinden olan 8. ve 9. maddeleri de değiştirilmesi gerektiğini söylemiştir ve  20 Ocak 1921 günlü Anayasada belirtiği bazı değişiklikler sayesinde  bu ulvi amaca ulaşabileceğini arkadaşlarıyla paylaşmıştır



29 Ekim 1923 sabahı hükümet bunalımı aşılamayınca bu sorunun çözümü verilen önergeyle Mustafa Kemal ATATÜRK  ün bu sorunun çözümü için yetki verilmesini isteyen önerge verilmiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir. Mustafa kemal ATATÜRK bu sorunun çözümü için Cumhuriyet ilanı çözüleceğini dile getiren konuşmalar yapmıştır. Saat 18:00 da Mustafa Kemal ATATÜRK ün verdiği değişiklik önergesi kanun-i esasi encümeninde incelenmiş ve meclise havale etmiştir. Yapılan değişiklik



1-      HKİMYET Kayıtsız şartsız ulusundur yönetim biçimi Halkın yazgısı doğrudan yönetmesine dayanır. Türkiye devlet yönetim biçimi Cumhuriyettir



2-      Türk devletinin dini islamdır lisanı Türkçedir



3-      Dördünce madde: Türkiye devleti Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir. Meclis yönetimi ,hükümet ve icra vekilleri ile gerçekleştirir.



4-       Onuncu madde: Türkiye Cumhurbaşkanı T.B.M.M tarafından genel kurluda kendi üyeleri arasından seçer yeni Cumhurbaşkanı seçileceği ana kadar görevi devam eder



5-      Onbirinci madde: Türkiye Cumhurbaşkanı devletin başıdır bu sıfatla gerekli gördükçe Meclise ve bakanlar kuruluna başkanlık eder.



6-      Onikinci madde: Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından meclisi üyeleri arasından seçer diğer bakanlar başbakan tarafında seçilir Cumhurbaşkanı seçilenleri Meclis onayına sunar



Tüm bu maddeler üzerine yapılan konuşmalardan sonra saatv 20:30 da meclisin oturumuna katılan 158 milletvekilinin oy birliği ile kabul edilmiştir. 20:45 de Cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal ATATÜRK seçilmiştir ilk başbakan İsmet İNÖNÜ .meclis başkanı Rauf ORBAY seçilmiştir.  Bunun üzerine kürsüye gelen Mustafa Kemal Meclise şöyle teşekkür eder: “Sayın arkadaşlarım, önemli ve dünya çapındaki olağanüstü olaylar karşısında saygıdeğer ulusumuzun gerçek uyanıklığına ve tetikliğine değerli bir belge olan Anayasamızın kimi maddelerini açıklamak için özel yar kurulca yüksek kurulunuza önerilen yasa tasarısının kabulü dolayısıyla, Türkiye Devleti’nin öteden beri dünyaca bilinen, bilinmesi gereken niteliği, uluslararası belli adıyla adlandırıldı. Bunun doğal gereği olmak üzere, bugüne değin doğrudan doğruya meclisin başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza yaptırdığınız görevi, Cumhurbaşkanı sanıyla yine bu arkadaşınıza, bana verdiniz. Bu seçim dolayısıyla şimdiye dek benim için gösterdiğiniz sevgiyi, yakınlığı ve güveni bir kez daha göstermekle yüksek değerbilirliğinizi kanıtlamış oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce kurulunuza gönlümün bütün içtenliğiyle teşekkürlerimi sunarım ”  Atatürk’ün konuşmasından anlaşıldığı üzerine Türk halkının üstüne herhangi bir güç düşünmemiş yaptıklarını halka mal etmek için uğraş vermiştir “Cumhuriyet, milletin kendi istek ve arzusu ile oluşmuş, ilanı ile de hükümet ile millet arasında ayrılık kalmamıştır.” Meclis Hükümeti Sistemi’nden Kabine Sistemi'ne geçilerek, yürütme gücü hız kazanmış, meclis başkanlığı ile hükümet başkanlığına ayrı kişilerin getirilmesi ile yasama ve yürütme güçleri birbirinden ayrılmış güçler ayrılığına bir geçiş başlamıştır. Halk, kul olmaktan kurtulup, kendi kendini idare edecekleri seçebilecek efendi durumuna gelmiştir. değişikliğin kabulleri ve konuşmalardan sonra  Afyon vekili Kamil hocanın duasıyla göreve başlamıştır. Ardından 101 pare top atışıyla Cumhuriyetin kabul edildiğini duyurulmuştur.



 İlk günkü heyecanla sonsuza kadar yaşayacaktır. Saygılarımla



 



 

Etiketler:
Bu 1283
Yazarın Diğer Yazıları


Sayac Yeri