Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Bumerang Bale Gösterisi
Atatürk ve Mavi Vatan Konferansı
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

MEDENİ KANUNUN KABULÜ

MEDENİ KANUNUN KABULÜ
Eğitim Kolu üyesi Halit KURULAY, hazırladığı sunumda “Medeni Kanun’un Kabulü”nü anlattı…
05.03.2016 / 15:25

Gece ve gündüz demeden 1929 Şubat’ından 1930 Şubat’ına kadar Atatürk, 15 bölümlük bir el kitabı yazar. Bunu iki bölümde mütaala eder, birincisini bizzat “Afet İNAN”  yazar, ikinci bölümü de “Başbakan Recep PEKER” hazırlar ama bütün düzeltmeler, Atatürk tarafından yapılır. Bu kitap; Cumhuriyet Gazetesi”nin 1954- 1955 yıllarında verdiği küçük el kitaplarındandır. “Yurttaşlık Bilgisi” ki Türkçesi “ Vatandaşlık Bilgisi”dir, bu kitapta Atatürk; birinci bölümde “Ulus”, ikinci kısımda 25 Kasım 1929 Salı akşamı diye üzerine not düştüğü,”Devlet”, üçüncüsünde “Cumhuriyet”le ilgili bilgiler verir. Dördüncüsü “Anayasamız”, beşincisi  “Demokrasiye karşı olan Çağdaş Akımlar”, altıncısı ise “Yurttaşa karşı Devletin görevi”, 7. de 27 Ocak 1930 Pazartesi-Saat 02.04 de yazılmaya başlanan “Özgürlük”tür. “Özgürlük Çeşitleri” de 25 Ocak 1930 da yazılmaya başlanır. “Dernek kurma ve Eğitim – Öğretim Özgürlüğü” için de “05-Şubat 1930 Çarşamba – Saat 14.00” diye yazmış. Kitapta “Bağımsızlık – Hoşgörü”, “İş bölümü”, “Dayanışma”, “Çalışma ve Meslek Grupları”, “Meslek nasıl seçilir?” bölümleri de var. Rahmetli Afet İNAN, “ Ankara Müzik Muallimler Mektebi”nde öğretmenlik görevine başladığında devamlı olarak öğrencilerine bu bilgileri verir.


 İlk Osmanlı Medeni Kanunu (MECELLE) 1868 -1878: “Mecelle – i Ahkâm – ı Adliye”; 1868 – 1878 yılları arasında, Ahmet Cevdet Paşa Başkanlığı’nda bir komisyon tarafından derlenen “İslâmî Özel Hukuk Kuralları” kodeksidir (Medenî Hukuk). Osmanlı İmparatorluğu’nun son yarım yüzyılında, “Şer –i Mahkemeler” için dayanak olarak kullanılmıştır.


Giriş bölümünden sonra 1851 madde içeren bu kanun;  “Tanzimat Fermanı” ile açılan dönemin en önemli kanunuve Osmanlı döneminin parlak anıtlarından birisidir. Arapça “çok büyük kitap” anlamına gelen “Mecelle”; “Fransızca hukuk ilkeleri derlemesi” anlamına gelen “Codex” sözcüğünün çevirisidir. “Türk Medenî Kanunu”na ek olarak çıkarılan 864 sayılı “Tatbikat Kanunu”nun 43. Maddesi”yle, 04 Ekim 1926’da “Mecelle” yürürlükten kaldırıldı ve halen İsrail’de, “ yalnız Müslümanlar arası” işlemlerde geçerli hukuk kaynağı olarak kullanılıyor.


1868’de Sadrazam Ali Paşa, Abdülaziz’e sunduğu ünlü reform tasarısında “Fransız Medenî Kanunu”nun aynen çevrilerek hazırlanmasını önerir, hatta çeviri için komisyon kurulur. Sonradan bazı nedenler dolayısıyla bu proje yapılmaz. Aslında önerilen model, “ yoğun baskı neticesinde uygulanmaz.” Adliye Nazırı ve Meclis-i Ahkâm-ı Adliye Reisi Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında yedi kişilik bir heyet görevlendirilir. Heyette Cevdet Paşa’nın dışında pek çok muhafazakâr ve Hanefî mezhebine bağlı ulema olduğu için maalesef bu kanun da yapılamaz. Bu nedenle Hanefî mezhebinin; sağlam kaynaklara dayanarak sonradan kanun (yasa) kuvvetindeki derlemeyle oluşturulacak  “Şer-i Mahkemeler”i için kaynak olur. Hem “nizamî halk mahkemelerinde” kullanılır hem de vatandaşlara tatbikatı yapılır.


   Medenî Kanunun Kabülü: Osmanlı İmparatorluğu döneminde, hukuk işleri din kurallarına göre yönetilmekte olduğundan, çağdaş toplumlar düzeyine erişmek isteyen Türk toplumunun temel gereksinimlerinin, söz konusu hukuk yapısıyla karşılanamayacağı anlaşılmıştır. Tanzimat döneminde hazırlanan “Mecelle”, bazı yenilikler getirmekle birlikte kişilerin hak ve borçları, aile kurumu işleyişinin sona ermesi, mülkiyet ilişkileri, miras sorunu, kiralama – ödünç verme – satın alma v.b. ilişkiler yönünden gerçek bir Medenî Kanun sayılamaz. Bu nedenle “isviçre Medenî Kanunu” örnek alınarak hazırlanan yeni “Medenî Kanun”, 17 Şubat 1926’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. Bunu, öbür temel yasalarla “Ceza Hukuku Kanunu”ndaki boşlukları gideren “Ceza Kanunu”nun, 1 Mart 1926’da yürürlüğe girmesi takip eder.


“Medenî Kanun”un kabulüyle; “Türk Milleti ve ailesi” çağdaş ve demokratik bir yapıya kavuşturulur. Kadın ve erkek, eşit haklara sahip olur. Tek kadın ile evlilik ve “Resmî Nikâh” esası getirilir. Kadına da, “boşanma hakkı” tanınır. Böyle bir durumda, kadın ve çocuk güvenceye alınır. “Miras Hukuku”nda, kadın ve erkek eşitliği sağlanır.


Patrikhanelerin, din işleri dışındaki yetkileri kaldırılır. “Medenî Hukuk”, şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen, şâhısların doğumundan ölümüne kadar olan özel bir hukuk dalıdır.


“Kişisel hukuk ile aile hukuku, eşya hukuku, miras hukuku; “Medenî Hukuk” kapsamına girer ve medenî kanunla düzenlenir. “Borçlar ve Ticaret Hukuku” da aslında Medenî Hukuk’un bir uzantısıdır.


Türkiye’de “Medeni Kanun” ise “İsviçre Medenî Kanun”un’dan iktibas edilmiştir. Kazustik metoda sahip “Prusya Kanun”u ile Devrimci bir felsefeye sahip katı “Fransız Kanunu” arasında kalarak ortalama bir yol izler. Kanuna öncelik tanınmakla birlikte hâkime takdir hakkı da verir. 1 Ocak 2002 tarihinde tümüyle gözden geçirilerek yenilenmiş ve yeni Medenî Kanun yürürlüğe girmiştir. “Türk Medenî Kanunu”nun; Türkiye’nin modernleşmesinde benzersiz katkısı bulunur. Bu çalışmalarda Hıfzı Veldet VELİDEDEOĞLU ve Kemal OĞUZMAN, Jale AKİPEK gibi hukukçuların önemli rolleri olmuştur. 


Türkiye’de kadının; Anayasa’da “Anne ve eş kimliğinden kurtulamadığı”nı ileri süren Prof. Dr. TOYGAR, “son yıllarda iyileştirilen, yenilenen yasaların da bazı maddeleri nedeniyle, kadının sorununa çözüm olmadığını” söyler. Meselâ kadının eğitimi, siyasete katılımı, çalışma hayatında değerlendirilmeleri; geri kalmış ülkeler arasında algılanır. Çünkü “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan vekilliğine Güldal MUMCU, Tüsiad Başkanlığı’na Arzuhan Doğan YALÇIN’ın seçilmesi ve hiçbir iş yapmayan Nimet ÇUBUKÇU’nun Bakan olarak görevlendirilmesi gibi olayların ulusça önemsenmesi; Türk kadınının, beş yılda gelişmiş ülkeler kategorisine göre sınıfta kalmışlığın işaretidir.”


Türkiye’de “ilköğretim çağında olan her beş kız çocuğundan birisinin eğitimini bıraktığını” söyleyen Prof. Dr. TOYGAR şu bilgiyi de aktarır:


Araştırmalarda kız çocuklarının kayıt yaptırmama nedenleri:


*Okul masraflarının, erkek çocuklar lehine kullanılması %17.2


*Kızların okumasına izin vermeme %14,48


*Ev işlerinde yardım %11.3,


*Ev halkının ekonomiye katkısı %7.5


*Ücretli bir işte çalışma %2 gibi nedenler bulunur.


*En önemlisi  “Medenî Kanun”daki haklarını kullanmayan ve okuma - yazmayı, az da olsa yapabilen kadınların oranı Kırsal’da %28,6, okuma – yazması hiç olmayan oranı ise %46’dır.      


  *Türkiye’de kadın istihdamı oranı %26.17,İsviçre’de %48.89, Portekiz’de % 46.59, Almanya’da %44.81, İtalya’da %40.23 olduğuna göre Türkiye’nin; 54 ülke arasında, 53. Sırada yer aldığı, Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü’ nce açıklanmıştır.             


   Kadınların “Medenî Kanun”da  var olan haklarını kullanabilmesi ve ulusal bazda çözüm projeleri üretilmesi amacıyla, Sivil Toplum Örgütleri ve tüm kadın kuruluşlarının; “ kadın farkındalığı”nın geliştirilmesi ve “ Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” konularında çok ciddi çalışmalar yaptığı görülmektedir.


   ATATÜRK DİYOR Kİ: “Toplumdaki başarısızlığın temeli, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan doğmaktadır. “ Ey kahraman Türk kadını; sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın.”

Etiketler:
Bu haber toplam 1369 defa okundu


Sayac Yeri