Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Bumerang Bale Gösterisi
Atatürk ve Mavi Vatan Konferansı
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

YALOVA GEZİSİ

YALOVA GEZİSİ
Ağaçsız Toprak Vatan Değildir K. Atatürk
17.06.2014 / 22:20


      9 Haziran Pazartesi  günü saat 18.00/19.00 civarında hava öyle bir patladı, gök gürültüsü ve şimşeklerle beraber yağmur öyle bir yağdı ki, iki aya yakın bir süredir yaptığımız hazırlıklar boşa gider mi, diye bir an düşündüm.



      Öyle ya, bir otobüs dolusu Atatürkçü Yalova’ya gidecek, Yürüyen Köşk namlı Ata’mızın evini ziyaret edecek, haftalardır kitaplardan, bilgisayar ekranından gördüklerimizi öğrendiklerimizi canlı canlı yaşayacaktık. Oysa 30 dakikadır Dernekteydik ve son şemsiyeyi de Tuna Arslan almıştı. (Aslında el koymuştu)…Yolcuların beşi (Zuhal İlgün, Oya Özgit, Volkan Acar, Erim Yücel ve ben) yağmur yüzünden mahsur kalmıştık.



      Böylesine önemli ve aslında ciddi bir organizasyonu anlatan bir yazıya, böylesine nükteli bir giriş yapmanın ne alemi var dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız! Ancak öylesine uyumlu, tadında disiplinli, hoşgörü ve neşe düzeyi yüksek, Atatürkçülere yakışır ciddiyet, Karşıyakalılara yakışır sıcaklıkta bir geziydi ki, gezi dönüşü ve ertesi gün, şu anda bu satırları yazarken, yüzümde taşıdığım tebessüm, başka türlü bir giriş yapmama engel oldu…



      Üç ayrı toplama noktasından gece 12.00 den itibaren bir araya geldiğimiz yoldaşlarla buluştuk. Ben, Metin Erdoğan, Gamze Sütekin birer kısa konuşmayla yolcuları bilgilendirdik. Şube Başkanı Tuna Arslan da konuşmasını yaptı ve bu güzel yolculuk başladı.



      Yolculuk güzel şey… Aynı yöne gidince ve beraberce hele… Yanınızda oturanla yaptığınız özel sohbet, iki sıra arkadan duyulan şen bir kahkaha, hep beraber konuya dahil oluş, gittikçe ağırlaşan göz kapakları, sönen ışıklar, sessizlik…  Bekle bizi Yalova, geliyoruz…



      Sabahın ilk ışıklarıyla kavuştuk Ata’mızın kentine. Kıskanmıyorum desem yalan olur, bir Karşıyaka’lı bir İzmir’li olarak. Ama tarihe yazılmış bir kere Ata’mızın ağzından ‘’Yalova benim kentimdir’’ sözü…



      10 Haziran saat 07.30 artık Bahri’yi aramalıyım. Kalkmıştır uykudan herhalde… Bahri Kotil bizim Erim Yücel’in ilk gençlik yıllarından (Yalova’dan arkadaşı).



      İki eski dostu da buluşturacak bu gezi, yıllardan sonra…



      Telefonda uykulu bir ses : “Valiliğin önünde bekleyin Oğuz bey, 10 dk.sonra oradayım’’. Ve önceden sözleştiğimiz gibi , doğruca Yürüyen Köşk’e  gidiyoruz, Bahri Kotil’in yol göstericiliğinde. Zaten Bahri’nin gönüllü rehberliği olmasaydı böyle keyifli bir yazı yazmam olanaklı olmazdı büyük olasılıkla. Sonda söylediğimi baştan yazayım ... Erim Yücel eski bir arkadaşıyla buluştu,hasret giderdi bu gezide ben de bir kardeş  daha edindim hayatımda…



      Yürüyen Köşk’ün önündeyiz. Tanıtım levhalarında köşkün hikâyesi ve çok özel fotoğraflar. Ve yüzünü denize dönünce o güzelim çınar ağacı, 250 yaşını çoktan geçmiş. 85 yıl önce Atamız onu gördüğünde nasılsa öyle, tüm haşmetiyle karşımızda… Ve yanında  fotoğraflarına baka baka silüetini ezberlediğim tarih kokan yapı, o şirin ev… Heyecanlanmamak elde değil .



      Ağacın etrafını (ve binanın )adeta tavaf ettik. Denizin  içine uzanan ahşap iskeleden denize doğru yürüyüp,  güzel havayı içimize çektik.  Köşk henüz açılmadı, kahvaltı mı yapsak? Gerçekten nefis bir kahvaltı, hemen köşkün yanında…  Gece yolculuğunun yorgunluğuna değdi doğrusu…



      Ve köşkün içindeyiz. Gencecik ve zarif, güzel rehberimiz anlatıyor tatlı tatlı… Şu masa fotoğrafta gördüğünüz masa (kahve içerken), şu da kahvesini içtiği fincan… Evin içinde kullanılan terlikler, banyosu, yatak odası, çalışma salonu Zübeyde Anne’mizin Mustafa’sına gönderdiği yorgan, kişisel birkaç eşya tarih kokuyor her yer…  Ata’m neredesin? Neredesin mavi gözlüm…



      Duygu yüklü bir şekilde ayrılıyoruz. Kahvaltıda buluştuğumuz Yalova Şube Başkanı Tunç Bulan ve arkadaşlarıyla vedalaşarak (Ertesi gün için sözleştik.  Yalova Belediye Başkanı Sn. Vefa Salman’ı ziyarete beraber gideceğiz).



      Özel bir işletmeyi geziyoruz. Tarihi yapılar, restore edilmiş. Atatürk’ün dans ettiği salonda burada. Konaklama ücreti bir hayli yüksek ama burası da tarih kokuyor. Güvenlik şefi Beytullah Bey eski bir ADD  şube başkanı, bizimle çok yakından ilgileniyor.



      Yolumuz Termal’e doğru.  Atatürk’ün diktirdiği çınar ağaçları arasından geçerek (12km) Termal Köşkü ziyarete gidiyoruz.  Önemli kararların alındığı, yabancı devlet adamlarının ağırlandığı (ilk olarak İran Şahı Rıza Pehlevi) köşkü yine rehber eşliğinde geziyoruz,  gruplara ayrılarak. Toplantı salonu, kabul salonu, bilardo oynadığı masa, yatak odası…. Prof.Dr.Afet İnan’ın, kız kardeşi  Makbule’nin odaları…



      Etraf yemyeşil,  Ata’mın elinin değdiği,  gözünün gördüğü her yer cennet olmuş. Termal Köşk’ün hemen önünde dev bir Sahil Sekoa’sı,  116 yaşında. İnsan burada yeşile doyuyor.



      Termal kaplıcalarını da ziyaret ettik. İşte göz suyu, mide suyu, çeşmeleri… Sıcak mı sıcak bir su, beklemeden içenin dudakları, ağzı yanıyor. Kendimi feda ederek, kaplıcaya giriyorum.  Off… Çok sıcak, yanıyorum, dayanmalıyım,  bu su şifalı…



      8-10 yaşlarında bir kız çocuğu geliyor babasıyla. Uyarıyorum su çok sıcak diye…  Cin gibi bir şey, sırıtıyor bana (biraz alaylı gibi) sıcak değil diyor ve rahatlıkla boğazına kadar giriyor suya… Kendimi kontrol ediyorum, su hala dizlerimde, yüzüm niye kızarıyor ki?… Dakikalar sonra su belimde… Bu kadar fedakarlık yeter.



      Atatürk’ün Yalova’da kaldığı üç köşk var. Millet Çiftliği’ndeki Yürüyen Köşk, Termal’deki Termal Köşk, bir de Baltacı Çiftliği’ndeki Atatürk Köşkü.  İlk ikisini gördük, üçüncü nerede?



      Kalacağımız Tigem Tatil Park tesislerine gidiyoruz. 46 kişiyi ve seyahat personelini yerleştirme zamanı şimdi.  Kaç erkek, kaç kadın var? Evli olan çiftler, birlikte kalmak isteyenler, kimler kaç numaralı eve yerleşecek? Sıkıcı ve uzunca bir uğraştan sonra işlem tamam.



      Upuzun kumsalı olan deniz kıyısında ve yeşillikler içinde bungolavlar.  Hava ve doğa enfes, yapılar eskimiş, tesisatlar da  ama olsun. Benim içinse, yorgunluğumu atmanın en güzel yolunu uygulama zamanı. Giy spor ayakkabılarını, çek eşofmanı, başla hafif tempo koşuya. 40dk. ideal, 10 dk. da kumların üzerinde çıplak ayakla ... İşte şimdi tam oldu!



      Akşam yemeği için tesisin içinde Salih Baba’nın mütevazi restoranına gidiyoruz. Beyaz örtülü yuvarlak masalar 10’ar kişilik, yerler çim. İlerleyen dakikalarda bir sürpriz, canlı müzik…  Sonra kıyıda, 25 metre önümüzden havai fişek gösterisi. Her şey çok güzel, danslar ediliyor, kurtlar dökülüyor.



      Bahri ilgisini eksik etmiyor gecemizde de. Erim ve eski arkadaşlarıyla kumsaldalar, darbuka ve saz var, davet ediliyorum. Bir grup eski(meyen) devrimci…  Kısa ama sıcak bir sohbet yapıyorum. Ama masama dönmeliyim.  Bahçede neşe üst düzeyde.  Saat 12.00 yi buldu. Yatma vakti.



      Oktay abi,  Şeref abi,  Murat Bey,  Metin Erdoğan ve ben bir evdeyiz. Böyle bir eküri tesis tarihinde bir araya gelmemiştir. Neyse…  Hepimiz yattık… Yattık yatmasına da gecenin bir vakti pancar motorunu andıran sesler duyuyorum, uyku arasında.  Balıkçılar mı geçiyor?  Yoksa sahilde bir traktör mü geziniyor?  Şu Yalovalılar ne çalışkan, sabaha karşı bile harıl harıl çalışıyorlar.



      Metin Erdoğan sabah kahvaltısında gece duyduğum seslerin  “İnsan horlaması” olduğunu iddia etti. Bence mümkün değil,  insan hiç böyle horlar mı?



      Öğleye doğru gecikenleri de alarak Hayrettin Karaca’nın kurduğu Ağaç Müzesi’ni  ziyarete gidiyoruz. Ancak çalışanlar öğle tatilinde. Saat 13:00 ile 16:00 arasında gelebilirsiniz diyorlar. Bahri kardeş, şimdi ne yapacağız?  El cevap;  istikamet Kent Müzesi.  Çok hoş bir müze ziyareti oluyor, kulaklıklarla yapılan sunumlarla. Hazırladığımız broşürden bırakıyorum  müze yetkililerine.  Kitaplığımızda yer vereceğiz diyorlar.



      Ardından Kâğıt Müzesi’ne gidiyoruz.  Aytekin Bey tek tek anlatıyor,  kâğıdın tarihini. İbrahim Müteferrika Yalova’da yaşamış…  Fatma Yücel akşamki dans faaliyetleri sırasında ayağını burkmuş. Yürüyemiyor…  Sırtıma almayı teklif ediyorum,  uzun ısrarlardan sonra kabul ediyor, 15-20 adım gitmişken müze görevlileri tekerlekli sandalye ile yetişiyorlar.  Fatma ufak tefek ve oldukça zayıf. Halide Cirit takılıyor bana, ”Ben ayağımı burksaydım, halin kötüydü” Doğru!



      Karaca Müzesi’ni gezmeye vakit kalmadı. 15.30 da Yalova’nın tekrarlanan 1 Haziran seçiminde kesin zaferini  ilan eden Belediye Başkanı Sn.Vefa SALMAN bizi bekliyor.  ADD Yalova Şubesi Başkanı ve üyeleri ile birlikte belediye binasına gidiyoruz, Belediye Meclis Salonunda  Sn. Salman ile buluşuyoruz.



      Şube başkanımız da bir konuşma yapıyor.  Amacımızı, neden burada olduğumuzu anlatıyor. Gelecek yıl  5 Haziran’da Çevrecilik ve Atatürk konulu bir sempozyum için Belediye Başkanı’ndan söz alıyoruz. Tuna Arslan ADD rozetini başkanın yakasına takıyor,  Atatürk’lü  kravatı hediye ediyor. Belediye binasından çıkıp kaptanımız Hilmi Bilgiç yönetimindeki  otobüsümüze biniyoruz.  Dönüş yolundayız.



      Gündüz yolculuğu bu sefer ki.  Daha neşeli, daha canlı. Türküler, şarkılar, espriler havada uçuşuyor. Başkanı da kendimize uyduruyoruz…  Gece 23.00 gibi Karşıyaka’dayız,  Zuhal İlgün’ü evine bırakmalıyım. Tüm arkadaşlarımızla ve yol boyunca bize yardımcı olan Şükran Bilgiç’le vedalaşıyorum. Bu daha başlangıç…



NOT: Baltacı Çiftliği meğer bizim kaldığımız TİGEM arazisiymiş, köşk ise onarımda gezilmiyor… Ata’mızın kendi parasıyla satın alıp çiftlik haline getirdiği arazi üzerinde kurulan tesislerde yatmışız meğer!  Buraya tatile gelenlerin kaçı biliyor acaba bunu?  Tüylerim ürperiyor…



BİR NOT DAHA: Basın Kolu Başkanı Ayçın Tanuk tüm gezi boyunca bizlerden farklı olarak bir de kolbaşkanlığının gerektirdiği etkinlikleri sürdürdü. İsmail Arabulan arkadaşımız da Basın Kolu adına görüntüleme faaliyetlerini yürüttü.



H. Oğuz Erbatu



Etkinlik ve Akçeli İşler Kolu Üyesi 


Etiketler:
Bu haber toplam 3650 defa okundu
YORUMLAR
bahri kotil:�
"güzel dostluklar adına"
sizleri tanımaktan buyuk bır onur duydum dostumun emın ellerde oldugunu gormek bana huzur verdı .her şey için tskler.bu zamanda boyle dostluklar kurmak zor .beni hatırlamanız ayrı bir incelik.oguz bey kardeşim mutlaka seni ve erimi gormeye gelecegim.Her şey gönlümüzce olsun
02.07.2014 / 00:40


Sayac Yeri